25 Mart 2016 Cuma

GKBT. 3. Tur | Hatice Üzgül | Röportaj

1-     Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?  Hatice Üzgül kimdir, neler yapar? 
İstanbul doğumlu bir Sivaslıyım. İstanbul’da sadece doğmakla kalmadım İstanbul Üniversitesi’ni bitirinceye kadar eğitimimi de bu şehirde aldım. Bu şehirde reklamcı oldum, bu şehirde plaza dünyasının içinde yoğuruldum. Yıllarım reklam yazarı olarak geçti, gitti. Elbette reklamcılığın bana kattığı bir şeyler de vardı. Şimdi aklıma gelmiyor ama önemli şeyler olmalıydı bunlar. Ancak bir an geldi, reklamcılığın neler götürebildiğini de gördüm. İstanbul defterini de reklamcılık defteriyle birlikte kapattım. Ankara’ya göçtüm. Konar-göçer bir ruhum olduğunu söylemek zorundayım. Ankara’da Avrasya Yazarlar Birliği ile tanıştım. Hikaye atölyesinde yazarlık eğitimi aldım. Şimdi ise tek mesleği yazarlık olan biriyim. “Gece Yolcusu” isimli bir öykü kitabım, iki tane de romanım basıldı. Basılma sırasını bekleyen bitmiş bir romanım daha mevcut.

2- Efsane romanları yazmaya nasıl başladınız?
Çocukluğumdan itibaren efsanelere ilgi duyarak başlamışım aslına bakacak olursanız. Her gece yeğenlerime yatmadan anlattığım destanlarla da kendimi beslemişim. İş roman yazmaya gelince, o ana kadar içimde biriktirdiğim hassasiyetler gün yüzüne çıktı. Unutulmaya yüz tutan efsanelere duyduğum hüzün, bana bu sorumluluğu aşıladı. Yazacaksam bunları yazmalıyım dedim.


3- Günümüzde bildiğiniz üzere romantik tarzda kitaplar daha fazla okunuyor. Kitaplarınızın okunmayacağı kaygısı yaşadınız mı?
Böyle bir kaygıyla veya “çok satma” hayaliyle yazmayı doğru bulmuyorum. Yazarlığa heveslenen yeni gençlere verdiğim naçizane bir abla tavsiyesi vardır. “Önce kendinizi tanıyın. İçinizdeki dinamikleri bilin. Siz neyin kalemi olabilirsiniz onu tartın. Hayal dünyanızda ne var? Duygularınız sizi nereye götürüyor? Kaleminizden ne damlar? Bunu bilmek gerek.” derim her zaman. Çünkü bir insanın özünden doğan kaynak, başka bir insanın özünü yakalar. Siz kendinizi ne kadar iyi anlatabilirseniz, okuyan o satırlarda kendisini bir o kadar net bulur. Bu da çok önemli bir şeydir.
“Aman herkes aşk romanı okuyor. Ben de yazarsam çok satarım.” diye düşünmek bana göre değil. Kar amacı güden bir iş adamı veya işletmeci değilim ben. Böyle düşünen bir kişi sanatçı değildir. Olsa olsa, yaptığı işe ve okuyucuya saygısı olmayan; okuyucuyu müşteri olarak gören bir zihniyettir.
Benim tek kaygım, daha iyi bir yazar olabilmek üzerine kuruludur.


4 - Bir efsanenin  parçası olma şansınız olsaydı bu hangi efsane olurdu?
Okuduğum ve yazdığım her efsanenin bir parçası olabilmek için kalemi elime alıyorum ben. Ama illa tek bir efsane ismi söylememi isterseniz, Anka Kuşu’nun (Yazdığım üçlemenin son kitabı olacak basıldığında) bir parçası olmak isterdim.


5- Kitaplarınızı yazarken nelerden ilham alıyorsunuz? 
Sinan Kürşat Reisoğlu’ndan ve rüyalarımdan... Şu an yaşamaya başladığım köyümden alıyorum. Havasında, suyunda, toprağında, taze meyvesinde ve mahsulünde ilham var

6- Yazdığınız tarz epey bir araştırma gerektiriyor sanırım. Bu araştırma için kendinize ne kadar bir süre tanımlıyor ve yazmaya başlıyorsunuz? 
Araştırma için süre koymak çok yanlıştır. Kurgu için gereken cevapları bulana kadar, birçok kaynağı elden geçiriyorum. Aklımda soru işareti kalmayıncaya kadar uğraşıyorum. Bütün bilgiler günümüze ulaşamamış olabilir, o zaman hayal gücüm kendi araştırmasına başlıyor. En keyifli kısım da burası oluyor.

7 - Ve en merak ettiğim şeylerden biri ilk kitabınızı elinize aldığınızda neler hissettiniz? 
“Nerede kaldım ben bugüne kadar?” düşüncesinin bir an zihnimde çakmasına müteakip sıcak bir “hoş geldin” kutlaması yaptı bütün duygularım. Yeni bir kimlik edinmiştim artık. Coşku seli damarlarımda akarken, pencereden içeri dolan rüzgar saçlarımı bile kıpırdatamıyordu sanki. Siz bir yazarın sakin ve durgun görünmesine asla aldanmayın. Sadece içimizdeki duyguları beden dilimize yansıtmaya kalksak bize deli diyebilirsiniz.

8- Okumayanlar için kitaplarınızı nasıl anlatırsınız? 
Bilindik bir efsanenin, dinler tarihini anlatan tasavvufi bir alt zemin eşliğinde verilişidir bu kitap. Şahmeran’ın şimdiye kadar hiçbir yerde anlatılmamış kimliğini oluşturan bir eserdir aynı zamanda. Olayların öncesi, sonrası ve nedenlerini veren, efsanenin boşluklarını dolduran bir hikayesi vardır. Bu kitabı okurken önce şunu bilmek gerekir; Efsaneler anlatıldıkları yere, zamana ve kültüre göre değişiklik gösterir ve her defasında yeniden yorumlanır. Efsanenin Adı Şahmeran da bir efsanenin yeniden yorumlanmasıdır. Günümüz inancını, kültürünü ve dinini yansıtmak bu açıdan gerekli ve kaçınılmaz olmuştur. Adem ile Havva’dan, Harut ile Marut’a, Nuh Tufanı’na ve daha birçok dini öyküye değinen bu kitap, efsanenin ana çatısını korumuş ancak şimdiye kadar anlatıla gelmiş boşluklarını da hayal gücü ile tamamlamayı bilmiştir.



KISA SORULAR
1- En sevdiğiniz yazar ve kitabı? 
En sevdiğim yazar diye bir tanım yok bende. Tutkuyla bağlı olduğum “yazarlar” var. Ama klasikleri sayıp dökmek, zaten tanınmış yazarları yeniden dillendirmek yersiz bana göre. Bunun yerine size günümüzün parlayan yeni bir cevherini önerebilirim; bu söyleşiyi okuyanlar Rafet Elçi’yi de mutlaka okusunlar.

2- Keşke  yazsaydım dediğiniz kitap hangisi? 
Henüz yazmadığım kitap…

3 - En son okuduğunuz kitap? 
Deli Gücük. Zifirname.

4 - Hayat felsefenizi anlattığını düşündüğünüz var mı? Varsa hangisi? 
Diriliş Neslinin Amentüsü.


5 - Asla yapmam dediğiniz şey? 
Savaş başlatmak.

6- Kendinizi bir kelime ile tarif eder misiniz? 
Tek bir kelimeye sığamadığım için roman yazıyorum
Son olarak okurlarınıza neler söylemek istersiniz? 
Merak etmeyin. Her gün daha iyi yazmak için çalışıyorum.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder