29 Ağustos 2015 Cumartesi

Nazmiye Sümer | Röportaj

İlk olarak Nazmiye Sümer kimdir, günlük hayatında neler yapar, nelerden hoşlanır?

-Ah! En ilginç soruyla başlıyoruz demek ki.Nazmiye Sümer bir anne, bir eş, bir yenge ve bir abladır.Yirmi dört saatimin neredeyse tamamını ailemin ihtiyaçlarına adanmış olarak geçiririm. Bana kalan kısımda ise hikayelerimdeki çocuklarımla zaman geçiririm.



Yazmaya ne zaman ve nasıl başladınız?

- Okuma yazmayı öğrenmeden önce ağaç tepelerinde kendimce piyesler oynayarak başladım. Hikayeler hep beni kendine çekerdi. Masalları çok sever, benden büyük olan kuzenimden sürekli masallar anlatmasını isterdim. Yazmaya ise babamın görevi gereği İzmir'e yerleşmemizle başladım.Türkçe öğretmenimin bir ödeviyle başladı ve onun desteğiyle devam etti.

Peki yazdıklarınızın hiç kitap olacağını düşünmüş müydünüz?

-Düşündüm. Çünkü okulda arkadaşlarım yüreğime bu tohumları ekmişti. "Çocuklarımız senin kitaplarını okuyacak." derlerdi. Hep bunun hayalini kurarak yazdım.Tabii yaş ilerledikçe gerçek hayatın masallardaki gibi olmayacağını öğrenecektim.

Yazma konusuna tekrar döneceğim fakat kitabınız hakkında merak ettiğim birkaç şey var. Kitabınızı okurken hep Şahsenem ve Nadir'i gerçek olarak düşündüm. Hikayeleri gerçek mi ? Yazarken nelerden ilham aldınız?

-Elbette karakterler gerçek değil. Ama benim veya çevremdeki insanların yaşanmışlıklarının dokunuşları var. Bu hikayeye başlarken aklımda bu noktaya geleceğini hiç hesap etmemiştim. Benim gayem Karadeniz'i ve Karadenizlileri oldukları gibi aktarmaktı. Ana karakterler de buna aracılık etti. Ama Şahsenem ve Nadir benim çocuklarım oldu. Benim ve tüm Karadeniz kadınlarının dile gelmiş haliydi. Mesela Pembe halamız tamamen gerçek bir karakterdir. Asiye de öyle. Asiye için yeni bir hikaye taslak halinde yazılmayı bekliyor. 

Diğer hikayelere değinmişken yeni kitabınız hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

-Eylül diye planlıyoruz. Bir aksilik çıkmazsa Eylül'de elimizde olacak. Birinci kitapta da bir iki yerde geçen Yiğit ve Güneş'in hikayesi. Nadir'in arkadaşı Yiğit. Şahsenem'in atma türkülerde atıştığı Yiğit. Yiğit'in ona lobya hoşka, diye lakap taktığı kişinin bir nevi bağım serisi olacak. Bu hikayede Karadenizlinin inandığı hurafeler, Karadeniz'in bilinmeyen efsaneleri işlenecek karakterler üzerinde.Bu ilk kitap olarak Ege Güneşi.İkinci kitap ise Karadeniz Güneşi olacak.

Harika bir kitap bizi bekliyor anlaşılan. Peki Hiç Hesapta Yoktun Sen nasıl çıktı ortaya yazılma sürecinden biraz bahsedebilir misiniz?

-Evlenip de çocuklarım büyüyene kadar yazmaya ara vermiştim.Aklımda hep bu hikaye dans edip duruyordu.Manevi kızımın dürtüklemesiyle klavyenin başına geçtim ve hikayeye başladım. Çekincelerim vardı ve Müjde kızım bunları yıktı. Sonuçta ben bir ev hanımı olarak biliniyordum eşimin tarafından. Önce aileme kanıtlamam gerekiyordu. Kitap çıkana kadar da kimseyi inandıramadım, başta; iki oğlum ve eşimi. Önce onların Türkçe ödevlerinde marifetimi göstermiş olsam da kitap çıkana kadar inandıramadım. Sevgili Fahrettin Levent Bey'in beni arayıp da hikayemin kabul gördüğünü söylediğinde kulaklarıma inanamamıştım. Buse İlter ve Serpil Kır'ın desteğiyle de bu noktaya geldim. 

Birazda sizin takip ettiğiniz yazarlardan bahsedelim. Kimleri takip ediyorsunuz ?

-Elimden geldiğince herkesi okumaya çalışıyorum ama ben biraz klasikçiyim sanırım. Muazzez Tahsin Berkant hastayım Günümüzde de Canan Tan'ın yazım dili bana yakın. Son olarak Fatma Erdek ve Güneş Demirel'in kitaplarını okudum. Ki Fatma Erdek benim kitabımı çıkarmam da büyük destek veren uğurumdur. Onun sayesinde bu noktaya geldim. 

Sizce bir kitabın olmazsa olmazları nelerdir. Siz kitap alırken nelere dikkat ediyorsunuz?

- Karakterlerin okuyucuyu hayal kırıklığına uğratmaması en önemli detaydır. Bence olmazsa olmazı budur. Ben fazla romantiğim sanırım. Duygusal hikayeler beni daha kendine çekiyor. Acı da çekseler kavuşmaları beni son derece mutlu ediyor.

Uzun sorularımdan son olarak okumayanlar için kitabınızı nasıl anlatırsınız?

- Karadeniz'i anlattığım için oraları bilmeyenlere rehber olacağını düşünüyorum. Bir diğer unsur ise yeni evlenecek bir çifte rehber olacağına inanıyorum. Mutluluğun anahtarının bu kitapta gizli olduğunu söyleyebilirim.

KISA KISA 
En son okuduğunuz kitap?
-Mürşide Toslak'ın Yasak Cennet kitabı

En son izlediğiniz film?
-Grinin Elli Tonu

En sevdiğiniz yazar ve kitabı ?
-Stepheine Meyer ve tabiki Alacakaranlık Serisi

Hayatta tahammül edemeyeceğiniz şey?
-İki yüzlülük ve samimiyetsizlik 

Asla yapmam dediğiniz şey?
-Büyük konuşmak.


Bütün sorularım bu kadar. Röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Çok keyifli bir röportaj oldu umarım sizde keyif almışsınızdır. 
-Benim için de çok keyifliydi. Bana zaman ayırdığınız için asıl ben teşekkür ederim. 

28 Ağustos 2015 Cuma

Nazmiye Sümer | Hiç Hesapta Yoktun Sen | Kitap Yorumu






Yazar : Nazmiye Sümer
Yayınevi : Mendirek Yayınları
Sayfa Sayısı: 568
Basım Yılı : 2015


Kendime yediremiyordum. Benimle evlenmek istediğini annesi aracılığıyla ileten bu adam ; kendini şimdi bana farklı bir kişi olarak tanıtıyordu. İntikam almam artık kaçınılmazdı.
“Evli misin?” diye sorduğumda şaşırdı. “Hayır,” dedi.
Soğukkanlılığımı korumaya çalışarak devam ettim.  “Peki, nişanlı olabilir misin ya da bir kız arkadaşın var mı?” derken göz ucuyla ellerine baktım. Bunu bilinçli yapıyordum. Sorduğum sorular onu şüphelendirmiş olmalıydı ki, bana tereddütle bakarken yine, “Hayır,” dedi.
Karadeniz’in hırçın dalgaları arasında hayat bulan, büyüleyici bir aşk hikayesi..
(Tanıtım Bülteninden)

Herkese merhaba! Blogumun bu seferki misafiri Nazmiye Sümer’in Hiç Hesapta Yoktun Sen kitabı. Yoruma nereden başlasam bilemiyorum…
Kitaba başlarken aslında epey bir tereddütle başladım fakat  birkaç bölüm okuyunca bu tereddüdüm yavaş yavaş kayboldu. Yazarın betimlemeleri çok iyiydi fakat bazı yerlerde biraz fazla buldum. Onun dışında hiçbir şikayetim yoktu kitap hakkında. Aksine ilk defa çok yakışıklı ve çok güzel diye tasvir edilen bir çifti okumadığım için çok sevindim. Nadir ve Şahsenem çok bizden karakterlerdi. Günlük hayatımızda rastlayacağımız cinsten. Yaşadıkları, kitabın içindeki diğer karakterler ve karakterlerin düşünceleri tam dozundaydı. Kitabın biraz konusuna girmem gerekirse, Şahsenem evlenmeyi düşünmeyen ondan önce kendi ayakları üzerinde durmayı düşünen Karadenizli bir kızdır. Bu kızımızın “Asla bir Karadenizli ile evlenmem.” diye söylediği bir sözü bile vardır. Günün birinde karşısına çıkan Nadir bu sözünü ezmesine neden olacak erkektir. Nadir yıllar önce Şahsenem’in resmini  görür ve o an ona aşık olur. Yıllarca karışışına çıkmak için fırsat kovalar ve günün birinde annesi bu fırsatı ona altın tepsi ile sunar. İşte bütün olaylar annesinin Şahsenem’e Nadir’i söylemesiyle başlar. Olaylar kısacası bu şekilde fakat her kitapta olduğu gibi sevenlerin kavuşması kolay olmuyor. Şahsenem ve Nadir’in kavuşma hikayesini okurken çok bizden olduklarını göreceksiniz.

Kitaba Oyum : ❤❤❤❤

7 Ağustos 2015 Cuma

Nehir Erdem - Huysuz ve Ruhsuz | Kitap Yorumu


Herkese merhaba! Normalde bu yorumum Vampir Günlükleri’ne olacaktı fakat kitabı hiç beğenmediğim için yarım bıraktığım için yorumu da yok. Neyse gelelim Huysuz ve Ruhsuz’a. Bu benim okuduğum ilk Nehir Erdem kitabı Çiçek Kızlar ve Deli Divane kitaplarının bir sürü yorumunu okudum fakat kitapları okumak için fırsatım olmadı. Kalemiyle tanışmamı sağlayan Huysuz ve Ruhsuz oldu. Huysuz ve Ruhsuz’dan önce senaristliğini yapmakta olduğu İnadına Aşk dizisini izliyorum ve kalemine hiç tereddütsüz teslim ettim kendimi. Neyse ufaktan kitabın konusuna gireyim.

 Kitabın başında Doğa biraz bana defneyi hatırlattı. Doğa mimar bir kızdır fakat ailesinin şirketinde çalışmak yerine ünlü bir şirket olan  Efe Yağız Korkut’un şirketine iş görüşmesi için başvurur ve görüşme için gittiğinde esas olay başlar . Yağız ve Doğa’nın aşkının klasik yanları dışında çok olağandışı yanları da var. Yağız’ın ve Doğa’nın kıskançlıkları ve inatları aşkları için en büyük engeller arasında yer alırken, Yağız’ın aşk duygusunu bilmemesi ve aşka uzak bir gözle bakması Doğa için birçok acıyı beraberinde getirecektir. Bu ikilinin başta birbirini çeken tutkuları zamanla bütün hatalarını affetmelerini sağlayacak bir aşka dönüşüyor.

İçeriğe fazla girersem spoiler verebilirim diye fazla girmek istemiyorum aslında  ama  birkaç noktaya daha değinmek istiyorum.  Doğa ve Yağız’ın sürekli birbirini yanlış anlamaları beni her ne kadar kırdırsa da en çok kızdığım kısım Berfin cadısının yer aldığı kısımdı. O bölümde keşke kitabın içine girsem de şu kızı evirip çevirip dövsem dedim ki sizlerde okuduğunuzda bana hak vereceksiniz. Bunun dışında birde ileri bölümlerde  sürekli zaman atlaması oldu fakat bu konu ve kurgu gereği böyle olduğu için çok fazla rahatsız etmedi beni. Biraz da tasarımına değinmek istiyorum. Kapaktaki adamı bizzat Yağız olarak düşünebilirsiniz benim kafamda canlandırdığım Yağız’ın birebir aynısı ve çok da güzel bir kapak olmuş. Ayraca gelmem gerekirse ben başta kolye  ne alaka ki demiştim fakat okuyunca ne alaka olduğunu gördüm. Kitabın iç tasarımında bölüm içindeki boşluklar için şahane H&R fontu kullanılmış ben görür görmez  çok beğendim. Kitapta birkaç yazım hatası var ama göze batmayacak şekilde aralıklarla. Kitabı bitirdiğimde pek tatminlik duygusu yaşamadım fakat eğlenceli zaman geçirmek için okunacak güzel bir kitaptı.


Kitaba oyum : 5/3 ❤❤❤

İletişim Adreslerim :